sabahın köründe, İzmir’in o meşhur, insanın genzini yakan nemiyle uyandım. başımda profesyonel bir ağrı var; meslek hastalığı. dün gece bayilerin "bölge toplantısı" adı altında düzenlediği, aslında sadece birbirimize ne kadar yorulduğumuzu anlattığımız o uzun masadan kalkalı çok olmamış.
oradaki ben, yani inşaatlarla boğuşan o diğer versiyonum, insanların beton dökme hırsından kaçıyordu. buradaki ben ise insanların "bedava tabela" ve "yeni soğutucu dolap" dilenciliğinden kaçıyorum. değişen tek şey, talep edilen malzemenin cinsi. orada demir ve çimento için araya adam sokuyorlardı, burada "abi iki kasa promosyon gönder be" diye koluma giriyorlar. insan, her evrende arsız.
öğleden sonra bornova tarafında bir mekana giriyorum. içerisi leş gibi ekşi maya ve dökülmüş bira kokuyor. mekan sahibi, sanki atomu parçalamış gibi, "bu sene satışları patlatacağız müdürüm, sen bana destek çık" diyor. gözlerinde aynı o müteahhitlerin, "temeli atalım gerisi gelir" bakışı var. hepsi aynı acelecilikle, hepsi aynı köşeyi dönme hevesiyle dolu. ona, "satışlar umurumda değil, sadece şu an burada, bu gölgede oturup susmak istiyorum" diyemiyorum. tıpkı diğer evrende "balkonunu kapatman umurumda değil" diyemediğim gibi...
akşamüzeri kordon’da çimlere oturuyorum. elimde buz gibi bir kutu var. kendi malımız, ama tadı bana metalik geliyor. karşıda güneş batıyor, deniz aynı deniz.
bir yudum alıyorum. aklıma nedense çok uzaklarda, belki güneyde bir yerlerde, taşların arasında dolaşan, inşaatlardan bunalmış diğer ben geliyor. "acaba," diyorum, "o adam şu an ne yapıyor? o da benim gibi, bulunduğu yerin aslında bir hapishane olduğunu biliyor mu?"
cebimdeki istifa dilekçesini yokluyorum. Henüz vermedim. kredi kartı ekstresi ve "kurumsal aidiyet" masalları beni tutuyor. ama biliyorum ki, şerbetçiotu kokusu da beton tozu kadar ciğer yakabiliyor.
şişeyi kaldırıp, diğer evrendeki o yorgun adama, yani sana selam çakıyorum: "dayan kardeşim. burası da sandığın kadar renkli değil. sadece etiketi farklı."
dayan kardeşim ha... vay canına. olan ve olmayan, hiç olmamış ya da tam olacak gibiyken direkten dönen bir sürü halim bir dernek binasında bir araya gelmiş, birbirine destek oluyor. adsız alkolikler derneği diyemem, tek bir adım var. her zaman bu isimde dünyaya gelip duruyorum. belki araba tasarımcısı olan versiyonumun hali vakti yerindedir ve kendini gerçekleştirmiş olmanın parlak dişleriyle gülümsüyordur.
ve belki de en iyimiz, gelidonya feneri'ne yakın bir koydaki ağaçta kış güneşinin tadını çıkaran sincaptır. işe gitmiyordur, koca bir ormanda, taş duvarların üzerinde akşama kadar dolaşıp duruyor ve müstakil kovuğunda uyuyordur. işten üç günlüğüne izin alıp kendini yollara vuran halimle karşılaştığında, iyi bir fotoğraf için hareketsiz duruyor ve "yeni telefonun da epey iyi çekiyormuş, hayırlı olsun" diyordur.

5 yorum:
Bazen çok özlüyorum seni. Benim için hayatı derinden kavramaya çalışan başka bir ruhtun. Tanışıp tanışmamamız da önemli değil. Yakın zamanda kendi teknesini yapan ve onun dizaynını hiç görmediği bir Kanadalıya yaptıran bir gezgin gibi özlüyorum seni, uzaklardan bir kadeh uzatıyorum sana aziz dostum.
günün sonunda hepsi aynı mokun muhtelif tonları be mies.. hemen hemen akran sayılırız, 1-2 sene önden gidiyorum senden, yıldızda sen mimarlığın önündeyken, ben takribi 100m ileride, lanet gelsin ki 300 erkeğe yine 300 erkeğin düştüğü, tüm memleketteki sürümleri bir araya gelse muhtemelen zorlanmadan lihteynştaynı fethedebilecek olan güruhun uslanmaz bir neferi olarak güreş tutuyordum elemanıyla, dinamiğiyle. hepimiz düşünürüz lan acaba o mülakat olsaydı ne olurdu diye.. muhakkak küçük bir şanslı azınlık var(dı), işi gücü çok daha iyisine, güzeline evrilecek olan ama, kuvvetle muhtemel senin gibi, benim gibilerin payına gökten yine 3 çürük elma düşerdi. çok ta kafaya takmamak lazım bazen, olacağına varıyor bir şekilde..
her şey için çok fazla uğraşıp da yine piramidin bir üst basamağına tırmanamayınca, iyi bari burada kalalım, manzarası da fena değilmiş tipi bir kabullenme başlıyor. başkaları çok daha az çabayla bambaşka başarılar elde etmişken, ben kendimi bildim bileli çalışıyorum ama sonuç pek de parlak değil.
Mies Hocam, Rajaz dinlerken sizin ekşi'deki entry'nizi de eş zamanlı okumak benim için çok keyifli idi. belli ki dinlerken hissettiklerimiz birbirine çok yakın yerlerde idi. Tüm entry'leri sildiniz ama eminimki bu entry içinde yazdıklarınız bir yerde duruyordur. Paylaşabilme imkanınız olur mu? Yeniden o yazdıklarınız ile birlikte Rajaz dinleyebilmeyi dört gözle bekliyorum. İyi ki varsınız!
büyük bir kısmını yedeklemiştim, uygun bir zamanda, akışı bozmayacak şekilde paylaşırım tabii.
Yorum Gönder