benden istenen prim gün sayısını çoktan doldurmuşum, sigortalılık süremi tamamlamak için 6 yıl 3 ay 19 günüm kalmış fakat emeklilik yaşımın damalı bayrağını görmek için 17 yıl 3 ay 16 gün daha işe gelip gitmem gerekiyor. sanki birbirinden zerre haberi olmayan üç farklı insanın üç farklı ülkedeki emeklilik koşullarına bakmışım gibi, biri diğerini tutmuyor. halbuki hepsi benim: tek beden, tek ruh, tek çalışma isteksizliği.
nasıl olacak bilmiyorum, başka bir salı sabahı pencere kenarındaki masamda otururken infilak mı edeceğim, parçalarımı tavandan ve duvarlardan spatulayla kazırken temizlikçi ablalar kanlı kuşbaşılarıma tiksinerek mi bakacak hiçbir fikrim yok. aşure yerken hapşırmış gibi, parçacıklarım evrenin başlangıcına gönderme yapacak. kariyer planı yapmak için de geç kaldım, epeydir çalışıyorum ama doğru kararlar verdiğimi söyleyemem. ölme karabaş modunda hep günü kurtarmaya çalıştım, elimde kurtarılmış günlerden oluşan külçeler var. yatırım aracı olarak bakır alan ve bir ay geçmeden "bu külçeleri ben ne yapacağım" diye sağa sola ağlayan insanlardan halliceyim.
daha 17 yıl var... hani beklesem gelmez, beklediğimi bile unutur ve içi geçmiş yaşlılar gibi ımhh diye inlerken bir sabah artık gidebileceğimi söylerler. onlara nereye gidebileceğimi sorarım, onlar da benden önceki emekliler nereye gitmişse, o tarafa bir bakabileceğimi söyleyip işlerine geri dönerler. zaten işleri başlarından aşkındır ve bir de taze emeklinin kahrını çekemezler. binlerce kez indiğim merdivenlerden son kez iner ve bir daha geriye bakmam. aniden geriye bakarsam kireçlenen boynum kopabilir ve kafam merdivenlerden yuvarlanabilir çünkü. ani hareketlerden kaçınmak ve sürekli ileriye bakmak lazım. şimdiden ağrıyan sırtım ve boynuma, 17 yıl sonra calgon kürü bile etki etmez. alçıya dönüşmüş prehistorik bir sert kabuklu gibi çıkarım binadan.
17 yıl öncesine bakınca, zamanın o kadar da yavaş akmadığını görüyorum bir yandan. gayrettepe'de bir ofisti, zemin kattaydı. henüz orada işe gireli birkaç ay olmuştu. öncesinde, aşırı zenginlere iş yapan bir mimarlık ofisinde çalışmış ve dolunayın olduğu çok soğuk bir kasım akşamında istifa etmiştim. fatih terim'in boğaza nazır villasının ölçülerini alıyor, sonra da ofise dönüp bunu çiziyordum. yüzme havuzu, sinema salonu, şık bir çatı katı falan istiyorlardı. imparatoru, bizim ofise geldiğinde görmüştüm. ne kadar da kısa bir adamdı, tüm imparatorlar kısa ve sinirli oluyor sanırım. uzunların derdi kendilerinden bile uzun, hiçbir yere sığamıyor ve şehirler arası otobüslerde vazgeçiyorlar bir çok şeyden. kısalar her yere sığdıklarından bir süre o sığışmalar yetmiyor ve daha geniş düzlükleri arzuluyorlar. cengizhan da muhtemelen kısa ve öfkeli bir adamdı. bir salı sabahı kalktı, ovaya baktı ve içindeki şiddet arzusunu daha fazla dizginlemek istemediğine karar verdikten sonra olanlar oldu.
hah, ne diyordum? hiçbir şey demiyordun abi, tam diyecek gibiyken nişantaşı mimarlık mezunu bir mimar geldi, babasının parasıyla bir yerlere çoktan varmışlardan, sorduğu sorulara sinir oldun, yazıya ara verdin, çay ocağına inip kendine adaçayı demledin sakinleşmek için, sonra pencereden bakarken herifi son model bmw'siyle tekrar gördün ve bütün bu hengamenin boşa olduğunu düşünüp ustura gibi bir küfür savurdun. böyle adamları daha önce de görmüştün, hatta 17 yıl önce gayrettepe'deki o ofiste çalışırken, patronun rica etmişti de komşusunun oğluna proje çizmiştin. o da paralı bir üniversitede okuyordu, onun da bmw'si vardı. çocuk hiçbir şey bilmeden son sınıfa gelmişti, sen de rica üzerine oturup projesini çizmiştin. diploma projesini yüksek puanla geçmiş, sonra da uzun bir yaz tatiline çıkmıştı.
sen de o yaz hem çalışmış hem de yaz okuluna gidip son dersini vermiştin. yıldız teknik'te mimarlık okumanın ödülü de bakır külçelerden bir gerdanlık gibi oldu bak. faydası yok, ağırlığı ise boynunu ağrıtıyor.
yazı buradan toparlanmaz, kartonpiyer bir göbekten sarkan iri taşlı avize gibi çengelinden çıktı ve bin parçaya bölündü. ayaklarımı kesmeden burayı terk etmem lazım. belki de şarjörümde tek mermim, tek atımlık barutum kalmıştır ve henüz bunun zamanı gelmemiştir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder