temmuzlar hep çok uzun sürer; bir sürü şey olur, doğacaklar doğar, ölecekler ölür, yaşayacaklar ise bir süre daha yaşamaya devam ederler. iki sene önce bugün, dedemin öldüğünü öğrenmiştik. bu benim beklediğim, kendimi hazırladığım ve sonrasını gördüğüm ilk ölümdü. ölüm ile yaşam arasında sert çizgiler yoktu, sanki sfumato tekniğinde yapılmış bir tablo gibiydi; ölüm yaşarken başlamış, yaşam ise öldükten sonra da onu hatırlayanların zihninde devam etmişti. yumuşak bir geçiş, beklenen ve hazırlanan bir son, renklerin duman gibi yok olması ve herkesin bunu kabullenmesi. kompozisyon tamamlanmıştı.
eksik olan yaşamın ta kendisi. her gün elimizde çıkma bir parça, bu nereye tam oturur diyerek enerji-zaman-para üçgenine hapsolmuş bir fare gibi labirentte dolaşıyoruz, peyniri bulduğumuzda hevesimiz de kaçmış oluyor. cebimizde bir sürü anahtar, cüzdanımızda kartlar, otomatik ödeme talimatı verdiğimiz için pek yüz göz olmadığımız faturalar ile tepeden aşağı yuvarlanıp gidiyoruz.
artık kavramlar ve nesneler de birbirine karıştı. arabanın anahtarı, kredi kartına benziyor. arabam tamir edilirken kullanmam için verdikleri ikame aracın anahtarını bir saat boyunca aradım, bulamayınca bir de arabaya bakayım dedim. anahtarı, arabanın üzerinde unutma devri kapanmış. anahtar bir yere girecek gibi değil, yassı kara bir taşa benziyor ve arabadan çıkarken onu almayı unutmuşum. koltukla aynı renkte, yükseltisi olmayan bir düzlem. dolayısıyla arabayı kilitlememişim. beni takip eden bir hırsız, iki saat içinde neyim var neyim yok çalabilir. ikame aracın ikamesi için herhangi bir yeri aramam, hakkım olanı almak için on gün boyunca uğraştım, en son sigortacı kadının "pazartesi aksiyon alıyor olacağız" demecinde bilincimi yitirmişim. alıyor olmak. oluyor almak. aksiyon. fraksiyon. tek isteğim bir direksiyondu oysa. sabah oğlumu, annemlere bırakıp akşam da alacağım, hafta sonları beni deniz kenarına götürecek dört teker ve bir direksiyon.
clio hariç herhangi bir araç olur diye not bırakmıştım, bir sabah kapımda 2026 model bir clio buldum. aksiyon alıyor olmak buydu işte, iki el ile bir siki doğrultamamak. arabayı getiren kunduza, "clio hariç hangi mekanik cihazı bıraksanız olur, blender'a bile razıyım" demiştim. "abi" dedi, "bu araçlar yeni geldi. ilk sen bineceksin." kutsal bakireyi aramıyordum, sadece bindiğimde sığacağım bir şey talep etmiştim. yine olmadı, provizyon deyip karttan 10.000 lira çektiler. arabanın başına bir şey gelmezse, onu geri yatırıyorlarmış. ilk sabahtan yılmıştım, bu modern dünya bana göre değildi ama arabayla notere gidip değer kaybı davası için avukata vekalet vermem gerekiyordu. kapıyı açtım ve arabaya girerken tam eğilemediğimden kafamın yanıyla arabanın kasasına girdim. kafamdan vurulmuş gibiydim, canım yanıyordu ve en yeni clio'ya 43 yıldır beni bir gün bile bırakmamış bedenimle sığamıyordum. koltuğu en geriye çektim, direksiyonun yüksekliğini arttırdım, provizyonuma halel gelecek olmasa kapıları da sökecektim ama vazgeçtim.
asıl aracım bir haftaya tamir edilirmiş, parçalar gelmiş, usta hazır, eksper tamammış. aksiyonlarını sabah erkenden almışlar da işe öyle başlamışlar sanki, gözlerindeki kıvılcımı sevdim. noter ise ölmek üzereydi, noter olmak için onlarca yıl bekledikten sonra, bunun o kadar da beklemeye değer bir şey olmadığını kendisine bile itiraf edememenin baskısını hissediyordu.
derli toplu bir şeyler yazayım diye öğlen arası başladığım bu yazı, kaçak yapı yapan bir adamın "peki mimar bey, bana ekonomik olması şartıyla nasıl bir çözüm önerirsiniz?" diye sabrımı sınaması, kız öğrenci yurdu yapan başka birinin emsal hesabından kaçmak için gördüğü her yere bebek bakım ünitesi yazması ve 3 metre olması gereken taş duvarın 50 santimde bitmesini benden başka kimsenin görmemesiyle yine zıvanadan çıktı.
son tahlilde kısa bir özet geçmek isterdim ama aksiyon alamıyorum, provizyonum şimdiden ekstreme yansıdı, iki hafta önce kocaya kaçan stajyer staja devam etme kararı aldı, annem sürekli "kiraz ye oğlum, enfes kiraz var" deyip önüme bir tabak daha kiraz koyuyor, oğlum için şık bir yaz oluyor; iki gün basket, iki gün de futbol kursuna gidiyor. ona nasıl basketbol oynayacağını öğreten iki tane basketbol hocası var. ben bütün bunları deneme yanılma ile kendi başıma öğrenmeye çalışmıştım, o yüzden potansiyelimin neye varacağını görme imkanım olmadı ama çocukta ışık var. iki metre falan olursa süper olur, ben de onu tribünden izler ve "hah" derim, "2026 yazı iyi bir yaz olmuştu."
.jpg)


