antalya
müzesi'nin kontrast oluşturmak için vişne rengine boyanmış duvarlarının önünde,
en ince detayına kadar işlenmiş görkemli heykellerin hemen ayaklarının dibinde
gördüm yarıda bırakılmış heykeli. hatları kabaca verildikten sonra bırakılmış
ve bir kenara atılmıştı. üzerindeki izler, tanrısal dokunuşlar yerine insani
kusurlar gibiydi. göz çukurları belli belirsiz gölge içinde, saçları işlenmemiş
ve heykeltıraşı tarafından binlerce sene sürecek bir ihanete uğratılmıştı.
22 Ekim 2026 Perşembe
yarıda bırakmışların tanrısı
diğer heykellerin önünden hızlıca geçerken, bu yarıda kalmış hayvan gövdeli kafaya dakikalarca
baktım. aynı heykele binlerce sene önce bakan, elindeki keskiyi isteksizce
sallayıp ortaya çıkmaya başlayan sonuçtan mutsuz olmaya başlamış ve tek isteği
atölyeden koşarak uzaklaşmak olan heykeltıraş oldum kısa bir süreliğine. isa
mesih'in doğmasına yüzlerce yıl varken, sigara bulunmamışken ve kafa izni bile
tarih sahnesinde görülmemişken, 27 yaşlarında olduğuna emin olduğum bu adam,
elindeki keskiyi birden mermere çarptıktan sonra çıkıp gitmişti. sol kulağın
hemen üzerindeki derin iz buradan kaynaklanıyordu demek. heykele bakmaya devam
ettikçe, belki de tarihte ilk canı sıkılan adama dair bir şeyler bulmaya devam
ettim. atölyeden uzaklaştıktan sonra agoranın içinden geçmiş ve denize uzanan
sütunlu yolda başka insanların suratına bakmadan hızlı adımlarla ilerlemişti.
hafif uzamış saçlarına ellerini götürmüş ve yanlış zamanda doğduğuna dair kendi
kendine söylenmişti.
heykeltıraşlık yapmak yerine kendi yetiştirdiği elmaları satsa, mermere şekil
vermeye çalışmak yerine topraktan çıkanlarla zamanını geçirse daha iyi olacaktı
ama mesleğini bir kere seçmişti. içinde derin bir pişmanlık duydu, yassı bir
taşı suyun üzerinde sektirip ilerideki sarp dağlara baktı. aristokrat sınıfına
dahil olsa çalışmak zorunda kalmayacak, birbirinin aynısı heykeller için tüm
hayatını vermekten vazgeçecekti ama değildi. neden çalıştığını kendisine sordu,
neden bir suyun kenarında oturup akşamı getirmesinin bu kadar zor olduğunu. bir
daha atölyeye dönmeyecek ve o heykeli asla bitirmeyecekti. zamanın sonuna kadar
yarıda kalmışların, sona ulaşmaya dermanı olmayanların, canı sıkılanların ve
yanlış zamanda doğduğuna inananların eksik sembolü olacaktı o mermer.
gün batarken phaselis kentinde yerinden isteksiz kalktı, geri dönmek
istemiyordu ama buna mecburdu. zaman yolcusu olmayı ve yaşadığı çağdan ilelebet
uzaklaşmayı düşündü. belki, gelecekte insanlar çalışmadan yaşayabiliyor ve bir
su kenarında akşamı edebiliyorlardı. heykel yapmak yerine bir heykele bakarak
dolaşabiliyor, seçtikleri mesleği istedikleri zaman değiştirebiliyorlardı. su
kemerleri boyunca ilerledi, ileride nekropol vardı. kentte kafasını
dinleyebildiği tek yer orası kalmıştı artık, diğer yerler insan gürültüsünden
geçilmiyor, hele agoradaki satıcıların bağırışları kulağını tırmalıyordu. bir
mezarın yanına oturdu, yaklaşık 2700 sene sonra kendisiyle aynı yaşlarda bir
adamın da orada oturup kemerlere bakacağını bilmeden denizi seyretti.
yarıda kalan heykelini düşünüp biraz daha canını sıktı, yarım kalmış olana
bakacak insanlar heykeltıraşına lanet okumayacak mıydı? alay edercesine
gülmeyecek miydi? bir an önce ölmeyi ve gelecekte dünyaya gelmeyi istedi. belki
asırlar sonra aynı heykele bakar ve sol kulağının üstündeki izden çıkarırdı
aslında neler olduğunu. kendi kendine konuşup nekropolden çıktı, nereye gitmesi
gerektiğini bilmiyordu. kafasını gökyüzüne çevirip en parlak yıldıza baktı ve
kararsız adımlarla gerisin geri atölyeye döndü.
yarım kalmış heykelin yanında o kadar uzun zaman geçirmiştim ki, bir keramet
olduğunu düşünen turistler yanıma gelmiş ve dikkatle kafaya bakmaya başlamıştı.
yaptığı işten nefret eden müze görevlisi yanımıza doğru yaklaşırken mecburen
diğer heykellere geçtim. hadrian, zeus ve mars gayet kusursuzdu ama ben isimsiz
olanı sevmiştim. tanrıların tanrısı zeus fazla kibirli, hadrian fazla görkemli,
mars ise fazla agresifti.
benim favorim: yarıda kalmış olan ve onun ruhu sıkkın heykeltıraşıydı. keskiyi
mermere fırlatan adam, belki ben bile olabilirdim.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
hi old friend! sözlükten gittin gideli sessiz sedasız okuyoruz ama kendini akademik uğraşa adayan bu kimliğin sana antalya modern mimarlığından danışacakları var, umarım görür ve ulaşırsın - ceriks
Yorum Gönder