siyah beyaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyah beyaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ocak 2011 Perşembe
21 Aralık 2010 Salı
söylesene kanka
bu uçsuz bucaksız
bu kuş uçmaz
bu kuş uçmaz
kervan geçmez
bu yarı açık
deryalar hapishanesi
bu dönüş yolu
çıkmaz sokak olan
diyarlara düştüğünde
arkandan hiç tasalanan
oldu mu acaba?
çocukluğundan
koşturduğun sokaklarda
şimdi senin adını haykırıp
oyuna çağıran bir dost sesi
kaldı mı hiç?
düşünürler mi ne yediğini
ne içtiğini
adın geçer mi
eski bir dost meclisinde
bilinmez...
özleyen var mıdır
yüzünü gözünü sohbetini
hayatın canlanır mı
birilerinin zihninde
bilinmez...
peki bilirler mi
nelere baş kaldırdığını
kimlerle cenge kalkıştığını
nasıl ayakta kaldığını
ne zaman yorulacağını
tanışlar birbiriyle kucaklaşırken
meçhul olmaya mı geldin?
bu amansız savaşta
imansızlara mı denk geldin?
sen bir şiiri okuyup
duygulandığında
şairin gözyaşları
çoktan kurumustur
belki de toprak olmuştur
bilesin...
söylesene kanka
sen buralara niye geldin?
gürcan yurt
tags:
siyah beyaz,
şiir
20 Aralık 2010 Pazartesi
17 Aralık 2010 Cuma
fırtınalar ülkesi
zor bir geceydi, bir ara otelin temellerinden kurtulup denize doğru yuvarlanacağını ve kısa hayatımın görkemli bir sonla noktalanacağını düşündüm. camlar titriyor, saniyede bir çakan şimşekler odayı alabildiğine aydınlatıyordu. dalgaların sesleri, rüzgarın uğultusunu da yanına katıp duvarların içinden geçiyor ve televizyonun sesini engelliyordu. dışarıda kıyamet koparken, diyagonal odamda migros'tan aldığım muhteşem mezeleri yemekle meşguldüm. patlıcan salatası, ciğer ve italyan salatası ile son günlerin en görkemli menüsünü, ortalama bir fast food fiyatına almış ve yaklaşan fırtınaya yakalanmadan kendimi korunaklı mekanıma atmıştım.
arabaların alarmı baskıya dayanamayıp çalmaya başlarken, rüzgar da her dakika şiddetini ikiye katlıyordu. ağaçlar yerlere kadar eğilip aman diliyorlardı mitolojik tüm tanrılardan. yer gök birbirine girmişti ve ortalık sakinleşecek gibi gözükmüyordu, o sırada yüzümde hafif bir tebessüm ekmekle mezelerin dibini sıyırıyor ve yarın yiyeceğim mezelerin listesiyle meşgul oluyordum. whopper bile asker karavanası gibi gelmeye başlamıştı, meze işini bulmakla iyi etmiştim.
odanın camları tamamen kapalı olmasına rağmen, belli belirsiz bir rüzgar battaniyelerimin altına sızıp ayak parmaklarımı gıdıklamaya çalışıyordu. yatağımdan kalkıp camın kenarına gittim, büyük prodüksiyonlu bir şovun en ön sırasındaydım sanki; tüm coğrafya bir sirkin dekoru gibi gözüküyordu. dışarıya çıkmak tehlikeliydi ve ne yazık ki tehlike benim göbek adım değildi. zaten pijamalarımı giymişken dünya'nın hiçbir süper gücü beni dışarıya çıkaramazdı.
ortalığı topladıktan sonra televizyonu açıp kat kat battaniyelerin altına girdim, bazen katlar arası anlaşmazlığa düşüyor ve bacağımın birini ikinci katta, diğerini ise dördüncü katta buluyordum. ev baklavasının içindeki ceviz gibiydim o kadar kat battaniyenin arasında (bana sakın metaforlarla gelme çocuk).
dışarıda küçük çaplı kıyamet koparken, tüm sakinliğimle fırtınalar ülkesinden çıkıp uyku krallığına doğru adımlarımı hızlandırdım. rüyamda durgun bir deniz ve örnekköy diye fantastik bir ülkeden eve çıktığımı gördüm.
tags:
siyah beyaz
27 Ekim 2010 Çarşamba
2 Ekim 2010 Cumartesi
29 Eylül 2010 Çarşamba
17 Eylül 2010 Cuma
14 Eylül 2010 Salı
7 Eylül 2010 Salı
5 Eylül 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























