14 Nisan 2026 Salı

sonraki gün yoksun

cumayı, cumartesiye bağlayan gece sabaha karşı üç sularıydı. sanırım artemis 2, o sırada ay görevini tamamlamış ve gezegene dönüyordu dört mürettebatıyla. dünya nasılsa öyleydi; bir an olsun bile durmayan dev bir kazan gibi her şeyi öğütüyor, kusuyor, tüketiyor ve yeniden başlatıyordu.

rüyamda, gökyüzünden gelen ısrarlı bir kapı zili duyuyordum. her yerde yankılanıyordu ve zil yetmezmiş gibi birisi kapıya sertçe vuruyordu. bunun rüya olmadığını, karanlıkta gözlerimi açınca anladım. kapıda birileri vardı ve sakin değildi. sanırım polis gelmiş ve beni, hiçbir zaman işlemediğim suçlar için gözaltına almaya karar vermişti. masumiyetimi ispat edecek dermanım yoktu, dünyanın bu köşesinin bu zaman diliminde, bu partinin yönetimine denk gelmek yeterli sebepti. 

kapıya yürüdüm, mercekten baktım. alt kattaki komşuyu gördüm. kadıncağız iyi değildi, kapıyı açtım ve kısık gözlerle durumu anlamaya çalıştım. rüyada olmadığıma emindim. her şey tutarlıydı, kapının önündeki ayakkabılar benimdi, hiç binmediğimiz için üzeri toz bağlayan koyu yeşil bisiklet de aynı duvara, son sekiz senede olduğu gibi aynı şekilde yaslanmıştı. 

"düştü" dedi, dehşet içindeydi. kendini kaybetmeye ramak kalmıştı. "banyoda hareketsiz yatıyor, sesimi duymuyor, kime gideceğim bilemedim yavrum". "tamam" dedim, "öncelikle sakin olun ve inelim duruma bakalım."  aceleyle çıktım evden, üzerimde uyduruk penyeler ve ayağımda terlik ile. ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum. böyle durumlarda sakinliğimi korumayı başarıyorum, bedenimi sanki operasyon merkezinden kumanda ile kontrol ediyorum. alt kata indik, teyzenin paniği şiddetlenmişti. banyonun kapısı açıktı, kocasını orada gördüm. banyoda düşmüştü, kafası plastik taburenin üzerindeydi, kan vardı ve durum hiç iyi görünmüyordu. adamın rengi bembeyazdı. 

kadının telefonunu isteyip 112'yi aradım, adresi söyledim, ambulansı karşılamak için sokağa indim. soğuk bir geceydi, ortalıkta kimse yoktu, caddeden araba bile geçmiyordu. herkes çoktan varmıştı her nereye varması gerekiyorsa. belki, alt kat komşumuz da varmıştı nihai hedefe, bedeni çoktan geride kalmıştı ve biz onu geri getirmeye çalışıyorduk. ambulans geldi, cevabını bilmediğim sorular sordular. ne zaman düşmüştü bilmiyordum, kaç yaşlarında olduğunu bilmiyordum ama seksenden az değildi. eve çıktık, kalp masajı yaparlarken "ex olmuş" fısıltılarını duydum. çok uğraştılar, sesleri duyan eşim de inip teyzeyi sakinleştirmeye çalıştı ama nafile. kadının paniği ve dehşeti vücudunu ele geçirmişti. kocası ise artık geride bırakmıştı dünyayı, rengi öyle söylüyordu. seksen altı yıl boyunca her gün yaşadığı hayat bir gecede son bulmuştu. bir battaniye ve son bir çabayla taşıdık ambulansa, kalp masajı devam ediyordu.

1940'larda geldiğin dünyaya 2026'da, bir nisan gecesinde, dört astronotun atmosfere girdiği saatlerde veda ediyordun. portakal çiçeği kokuyordu gece, uzakta birkaç köpek havlıyordu. kediler araba altlarında uyuyordu. her şey geride kalmıştı, çocukluğun, gençliğin, ihtiyarlığın. çocukların ve torunların. onlar da daha az hatırlayacaktı, hatırlayanlar bile zamanı gelince ölecekti. teyzeyi birkaç ay önce asansörde gördüğümde, oğlumun ne kadar büyüdüğünü söyleyip "doğan büyüyor" demişti. 

ambulansın mavi ışıkları yüzümüzü yıkayarak uzaklaştı, kızı ve damadı da yetişmişti. ben geride kaldım, soğuk sokakta bekledim. sabahın dördüne yaklaşmıştık, her şey bir düş gibiydi. adamın banyoda yatışı, boynunun durumu, battaniyeye koyup asansöre götürmemiz, sağlıkçılar, içerde haykıran teyze ve hep orada olan yıldızlar...

azrail, cuma gecesi bizim apartmandaydı. sabaha, amcanın öldüğünü öğrendik. akşam üstü gömüldü. akşama duasını ettiler, pidesini yediler ve sanki hepsi bu habere idmanlıymış gibi bir an olsun bile tereddüt etmediler.

ben de bir ölümün ardından, hayatımı değiştiren o ölümü tekrar düşündüm. 24 yıl yine çok az geldi ama isyan etmedim, yokluğu da en az varlığı kadar gerçekti, göz ardı edilemeyen bir kütleye dönüşmüştü. bu da benim yolumdu, başka türlüsü olmayacaktı. ambulansın mavi ışıklarının izi kaybolana dek aşağıda bekledim, sonra eve çıktım. 

yatağa uzandım, oğlumun kalbinin üzerine elime koydum ve avucumla pıtpıtlarını dinledim. yaşlı komşunun diğer tarafta, annesine babasına kavuştuğunu ve onlara sarıldığını düşündüm. çocuk halini, portakal çiçeklerinin açtığı bir nisan sabahında evinin avlusunda oynarken annesine koştuğunu düşleyerek sabaha karşı uykuya daldım...