7 Mayıs 2026 Perşembe

hafif ticari, fil ve elektrikli katamaran

filli olması kaydıyla iki, normal olursa üç birasına oynadığımız okeyi kaybedince; kendimizi her zamanki yerimizde, ufak bir tekel bayinin tavanlara kadar içki dolu raflarının arasında bulduk. kaybedenler, kazananlara ki bunlar kars vilayetinde doğmuş beden eğitimi öğretmenleridir, carlsberg'in yeni çıkardığı siyah kutulu, yüksek alkollü elephant birasından ikişer tane aldı. sonra sanayide dükkanı olan arkadaşımızın hafif ticarisine atlayıp bu biraları içecek bir yer aradık. limanın sonu karanlıklara gömülmüştü, polisler bizi bulamaz ve ellerinde tablet ile kimliklerimizi sorgulayamazlardı. onlar da biz de bıkmıştık aynı şeyleri yaşamaktan, iş çıkışı deniz manzarasına karşı birer bira içip evlerimize olaysız dağılmanın bile tadı kaçmıştı. 

o yüzden limanın ucu güvenliydi, hava ise mayıstan beklenmeyecek denli soğuktu. uzatmaları oynayan bir kırlangıç fırtınası vardı sanki, hafif ticarinin kaloriferini kökleyip açma halkalarına işinin ehli kürekçiler gibi asıldık. ilk yudum, ciğerimizin yangınına tam zamanında yetişti ve isabetli bir atış yaptı. arabanın ışıklarını kapattık. karanlık bir denizin kıyısına değil de düz dünyanın kenarına gelmiştik sanki. ilerlesek düşecektik ama biz ilerleyip düşmeyelim diye tel örgüler çekilmişti. tel örgüler, iki dünyayı birbirinden ayıran bir bıçak gibi muntazam çekilmişti. telin diğer tarafıyla, bizim tarafın pek bir alakası yoktu. fiziksel mesafe taş çatlasın yirmi metreyken, sınıfsal mesafe yıldızlar arasıydı. ışık yılı ile ancak ölçülürdü, metreler yetmezdi.

telin diğer tarafında cıncık gibi parlayan bir katamaran vardı, demirlemişti ve salon kısmında müreffeh insanlar hoşça vakit geçiriyordu. katamaranın yelken direği yoktu, acaba bakım için sökmüşler midir diye etrafı kolaçan ettim, direksizdi. en az yirmi dört metrelik bir bebekti bu, dev dizel motorlarıyla rüzgara minnet etmeyen bir motoryattı belki de. arabadan inip tel boyunca, elimde filli birayla yürüdüm. bir zamanlar teknelerle, denizcilikle, okyanus aşırı yolculuklarla, bunu başarmış insanlarla epey ilgilendiğimden sektöre uzak değildim ama çift gövdesinin üzerinde bir kuğu gibi yükselen bu katamarandan daha önce görmemiştim. teknenin kıçında yazan ismi okudum, internette aratınca bunun elektrikli bir katamaran olduğunu ve yüksek verimli güneş panellerinden sağlanan enerjiyle sınırsız menzile sahip olduğunu öğrendim. sahibi, hamann construction'un başkanı gregg hamann'mış. gregg, bu sene başında suya indirilmiş seksen feet'lik katamaranında kaliteli bir şarap içerken, seksen feet ve bir tel örgü ötesinde, elimde kara kutulu bir birayla ben vardım. aynı anda aynı yerdeydik gregg ile. onun büyük dedesi, 1890 yılında illinois'te ilk şirketini kurarken benim büyük dedelerime dair tek bir iz bile yoktu. kafaları karışık bir şekilde nereye göç edeceklerini sabah tartışıp öğleden sonra unutuyor, boş veriyor ve kahvede kağıt oynuyorlardı muhtemelen. kaybeden, kazanana ne alıyordu acaba o zaman? fil diye bir hayvanın varlığından bihaber, sarı sıcak günlerde, kısa ömürlerinde, 136 sene sonra ne olacağını zerre tahayyül etmeden yaşanmış ve çoktan bitmiş hayatlar. 

gregg'in dedesi charles h. hamann'ın 1900'lere on sene kalmışken kurduğu şirket, torununun torununa 24 metrelik bir katamaran aldırmıştı ve gregg'in röportajına bakılırsa bu ilk tekneleri değildi:

Yeni yatını, “macera teknesi” olarak konumlandırdığını, yazları Akdeniz’de, kışları ise Kızıldeniz’de geçireceğini belirten Hamann, “Bunun ötesinde, daha uzaklara, Hint Okyanusu’na gitmeyi umuyorum. Daha büyük bir tekne almamın bir nedeni de dünyanın çok uzak bölgelerine seyahat etmek istemem ve bu da bunu gerçekleştirecek platform olmalı” dedi.

Torunlarını da yatta ağırlamayı planlayan Hamann, tıpkı kendi çocuklarının ailenin önceki yatında olduğu gibi, onların da denizdeki hayatla iç içe büyümesini umuyor. Bu çok kuşaklı vizyonu yansıtan Gloriamaris, özel bir çocuk odası, flybridge jakuzisi ve genç aile üyelerini tüplü dalışla tanıştırmak için özel imkanlarla donatıldı.

Teknenin inşasında karbon ayak izinin azaltılmasını da göz önünde bulundurduklarını belirten Hamann, “Hayatımın çoğunu suda geçirdim ve seyir, balıkçılık veya dalışla ilgili beni her zaman rahatsız eden şeylerden biri de karbon ayak izidir” dedi.

karanlığa saplanmış bir kılıç gibi rüzgarda hafiften sallanıp röportajın tamamını okudum, karbon ayak izimden şimdiye kadar rahatsız olmamıştım, hayatımın çoğunu karada, çalışarak geçirmiştim. okul sıralarında oturduğum onca yıldan sonra, şimdi de oturarak çalışıyordum. ekrana eğilmekten bir jumbo karides gibi olmuştum, okyanuslarla olan ilişkim bu kadardı. diplerde dolaşan, kendi elektriğiyle kavrulan fener balıkları benden iyi durumdaydı, geçen ay elektriğe üç bin lira ödemiştim. hayatta kalmanın maliyetleri her geçen gün artıyordu. torunlarıma pek bir şey bırakamayacaktım. 136 sene sonra ise benden geriye sadece bu kelimeler kalacaktı. 

yüksek alkollü ve filli bira kanıma karışmıştı, katamaranı biraz daha izleyip arabaya geri döndüm. üşümüştüm. dizel motorlu hafif ticariyi çalıştırdık. ikinci birasını bitiren, bu teknedekiler bizim kadar mutlu değildir diye bir hipotez savurdu ortaya. hafif ticarinin açılmayan camının ardından katamarana son kez baktım. mutlu görünüyorlardı. özel şefleri sanki o akşam için en az kendisi kadar özel bir şey pişirmişti. karbon ayak izinden pek şikayet ediyormuş gibi görünmüyorlardı. 

akşam yemeği yememiştik, iki biranın verdiği yetkiyle beyin söğüş de yapan bir kebapçıya sığındık. kendi beynimiz yetmezmiş gibi takviye söyledik, hepimiz şimdilik hayattaydık, hafta sonu kampa gideceğimiz için teknedekilerden bile mutluyduk. eti, yayladaki kasabımızdan sipariş etmiştik, kim ne getirecek planlamıştık, hanımlardan izinleri koparmıştık. 

karbon ayak izlerimiz bizim peşimizden, nereye gitsek geliyordu. gregg'in büyük dedeleri de, benim büyük dedelerim gibi çoktan toprağın altında, olanlardan bihaber yatıpduruyordu.




Hiç yorum yok: