13 Ağustos 2026 Perşembe

sarı sıcak günün izleri

klimaların tam güçle çalışıp da hafif serin havayı zar zor üflediği günlere sonunda geldik. sokaklarda dolaşan yok, sadece makinelerin hırıltısı duyuluyor. kediler en koyu gölgeleri çoktan bulmuş, uzun zamandır hareket etmeyen araçların altında yeryüzünü dinleyerek uyuyor. ortalıkta uçan sinek bile kalmadı, sanki betondan binalarda değil de bataklığı çoktan kurutan okaliptüs ormanında yaşıyoruz. nem, görünmez bir ağacın yoğun dalları gibi tüm gökyüzünü kaplamış, güneş ışığının tanecikleri bize ulaşmıyor. bir buharın içinde, sanki bir şampiyonlar ligi maçının son dakika karambolünde kan ter içinde yaşamaya devam ediyoruz. bazı yaşlılar, sabah erkenden ortaya çıkıp resmi işlerini halletmeye çalışıyor ama başaramıyorlar. "öteki tarafta resmi işler yok, hep birlikte dinleneceğiz. evinizin iskanı, elektriği, suyu, gazı olmayacak" demek istiyorum onlara ama bu sıcakta alıngan oluyorlar. dünyada bırakacakları ne varsa onların peşine düşmüşler, sımsıkı tutmuşlar, tapularını çeyizleri gibi sandıklarda saklamaya devam ediyorlar.

yaşlanmayı başarırsam bunlardan biri olmayacağım, bir daha resmi kurumların kapısından girmeyecek ve vergilendirilmiş bir hayatın her türlü etabından kaçmaya çalışacağım. kat karşılığı kurnaz bir müteahhide vereceğim bir arsam olmayacak, ekip biçtiğimi ederinden çok daha azına almayı teklif eden simsar komisyoncuları görmeyeceğim. yamuk yumuk domateslerime hormon basmayacağım, ikinci bir limon ağacı dikmeyeceğim. böğürtlen çalıları tüm yamaçları kaplayacak, kurtlar kuşlarla birlikte besleneceğim. yağmuru rüzgarı mevsiminde toplayacak ama onları tutsak etmeyeceğim, baraj kurmayacağım akan suyun önüne. 

yaşlanmayı başaramazsam da iyi niyetim ve temennilerim, rüzgarlara karışıp yaşamaya devam edecek. kelimelerin ömrü sonsuz oluyor, hapishanenin yüksek duvarlarından, sık parmaklıklarından bile kolayca kaçabiliyor. savaşın en çetin günlerinden sağ kurtuluyor, ovaları, dağları birkaç adımda geçebiliyor. kelimeler, ursula'nın ejderhaları gibi. efendileri yok, ancak onların gerçek anlamına erişirsek kullanma şansına erişiyoruz. demir pulları güneşte parlıyor, nefesleri ise hiç bitmiyor. 

bu sıralar yaşar kemal okuyorum, kadim ejderhaların en görkemlisi gibi kelimelere kendisi hükmediyor. seksen sene önce yazdığı bir cümle, tüm ovayı birkaç saniyede çiçeğe boğuyor. bakır renkli kartallar tekrar göğe yükseliyor. gölgesinde dinlendiği, köylülerin "deli kemalin çınarı" dedikleri koca ağacı bile yaprak yaprak görüyorum. başımı sayfadan kaldırıp göğe baksam, dalların arasından sızan güneş ışığını bile göreceğimi biliyorum. 

gündüzleri, 2026'nın sıcak bir ağustosunda her gün aynı işlerin etrafında sekiz çizen bir bozkırkurdu gibi dolanıp duruyorum. akşamları ise kör kemalin yanında sait faik ile konuşuyor, abidin ve arif dinolara konuk oluyor, sosyalist olduğum için candarmadan kaçıyor, bazen mahpuslara düşüyor, çıktıktan sonra da eminönü'nde karın tokluğuna balık tutmaya gidiyorum. yerim yurdum belli değil, topkapı sarayı'nın gülhane'ye açılan bir kapısının kenarında yattığım da oluyor, bazen de doğuya giden bir trende pencere kenarında gözlerimi açıyorum. candarma sürekli peşimizde ama ölümsüzlüğün patikasında, bizi yakalayamayacaklarını, yakalasalar bile çok geç olacağını biliyorum. 



Hiç yorum yok: