2 Mayıs 2012 Çarşamba

kelebek etkisi


çok uzak bir geçmiş değil, sadece geçen sene bugün. otelin cehennemvari tavan planları ile uğraşıp bundan hiç hoşnut olmadığım lara günleri. kapısında kırmızı tuborg bulduğum, en uzun motosiklet yolcuğunun sabahında kalkıp mutfağında sandviçler hazırladığım, yağmur yağdı mı tüm pencereleri açıp toprak kokusunu içime çektiğim küçük ve sevimli ev. sanki bir başkasının hayal meyal hatırladığı anılar gibi...

...

modemin dört ışığının da yanması gerekiyormuş, geçen hafta ofise girdiğimde sadece üç tanesi yanıyordu. modeme restart, tcp/ip'ye yeni rakamlar ve hatta iş arkadaşıma iftira atmak interneti geri getirmeyince bu durumu kabullenmiştim. internet çok da gerekli değildi sanki, hem ne yapıyordum ki tüm gün sekmeler arasında? birkaç saat sonra patronun "şu maili acele gönder" direktifiyle elimde flash bellek ofisten çıktım. adam, tavan planlarını bekliyordu ve tavan planı bekleyen herhangi bir adam, internetin olup olmadığıyla ilgilenmezdi. o sadece tavan planına bakmak ve yeterince hımmladıktan sonra işe koyulmak isterdi. olmayan internete söverek bir sokak arkadaki internet kafeye gittim. geçen haftaya kadar işleyen internet kafe iflas etmiş ve kepenklerini indirmişti. sabah erken saatlerde antalya hava sahasında kanat çırpan talih kelebeği de ortalığı hafiften hareketlendirmeye başlamıştı. 

mail bekleyen adamların tam saha presinde bir sonraki internet kafeyi bulmak için epey yürüdüm. öğle tatilindeki liselilere, en yakın internet kafeyi sorarken "anan zaaaa xd" diye cevap vereceklerinden çekindim. sanırım internette fazla vakit geçirmeye başlamıştım ve kafamda kurduğum diyalogların hepsi bir ekranda gördüklerimdi. en uzak sahildeki internet kafeyi buldum, maili attım ve yanmayan bir modem ışığının başıma daha ne çoraplar öreceğini merak ederken içinde basket sahası olan bir site gördüm. sitenin etrafında dolaşırken, giriş katta "sahibinden kiralık" yazısı vardı; aradım, adam "güvenlikte anahtar var, bir bakın isterseniz" dedi. güvenlikten anahtarı aldım. düşündüğüm gibi bir evdi, kendim planlasam da buna benzer bir şey yapardım heralde. merdiven aptallığıyla uğraşmaya gerek kalmadan zemin katta yer alan bu 1+1, istanbul'daki gibi başka evlerin cephelerine bakmak yerine ağaca ve çiçeğe bakıyordu. basket sahasına ve işe yakındı. kirası uygundu ve emlakçı asalakları burayı henüz bulmadığından sadece depozito verip kurtulacaktım. 

yanmayan modem ışığı beni dışarıya çıkarmış ve yarım saat geciksem başkası tarafından tutulacak bir evin önüne bırakmıştı. bir kira bedeliyle depozitoyu verdim ve evi tuttum. hafta sonu eşyaları aldım, hangi posterin nereye gelmesine karar verdikten sonra da perdeleri takarken geleneksel cinnetimi geçirdim. perdeleri etrafıma doladıktan sonra kendimi ateşe vermek ve perde takmayı bu kadar zorlaştıran medeniyetten intikamımı görkemli bir şekilde almak istedim. neyse ki, bizimkiler yanımdaydı ve ellerinden geldiğince yardım ettiler.

ofise geri döndüğümde dördüncü ışık da yanmaya başlamıştı. artık eve çıkmam gerektiğini, cebrail'le tebliğ etmek yerine teknolojik yöntemlerle ifade eden ulu tanrı sonunda bana bir güzellik yapmıştı. bahçe manzaralı sevimli bir evim vardı ve modemin dördüncü ışığı çapkınca göz kırpıyordu. hem de, bunu bir yere yazma da akıl sağlığını kaybettiğini düşünmesinler dercesine göz kırpıyordu.


4 yorum:

zaphod dedi ki...

İşte harika bir görsel daha. Sanıyorum birşeyin kesiti ama burada neyin olduğuna dair yaptığım tahmini burada dillendirip seviyeyi düşürmek istemiyorum.

zaphod dedi ki...

Anlatım bozukluğunu da editleyemedim :(

mies dedi ki...

o anlatım bozukluğu ibret-i alem olarak kalsın orada. firavun seni. foto ise dala tünemiş horozlar ve tavuklar adlı fotoğraf sergimden nefis bir parça. kaosun ortasındaki ibikler. bir sonraki sefere cisse, seni kafandan vuracak dikkat et.

fatih arslan dedi ki...

operasyonu bir gold ile taçlandırmanı beklerdik panpa...