kolejin ilk senesiyle, son senesi arasındaki fiyat farkı neredeyse on katını bulunca; bunun sürdürülebilir bir çaba olamayacağını anlamak zor olmadı fakat buna rağmen, ilkokulun bitmesini bekledik. okulun taksiti, servisi, ekstra kitap parası, sınıf annesinin kışkırtmasıyla öğretmenin kınasına dönen mezuniyet partisi, ömürlük anı olsun diye ortaklaşa alınan timsahlı saati ve yıl sonu organizasyonu derken, her şey bir düğün kadar sabır taşıran bir deneyime dönüşmüştü. ortaokulda da bu madrabazlığa devam edemezdik ki 5 ile 8. sınıf arasındaki duraklama ve gerileme dönemine hala ortaokul mu deniyordu, emin değildim.
amatörce kurulan köprülerin altından çok sular aktı, çağ değişti, siyasi iklim büyük felaketlere neden oldu ve bundan payımıza düşeni çok gecikmeden aldık. bölgedeki ortaokulların hali feciydi ama başarılı çocukların seviye belirleme sınavıyla girdiği, imkanları ve öğretmenleri gayet iyi olan bir proje okulundan bahsediliyordu: proje imam hatip. okumaktan başka çaresi olmayan, dededen babadan zengin olmayan ateş gibi çocukların olduğu bir yer istiyordum. kolej dünyası, bir yalanın sürekli artan fiyatla yeniden söylenmesinden başka bir şey değildi. çocuklar sınanmıyordu bile, neyi ne kadar bildiklerini bile bilmiyorlardı. çoğunun okumasına gerek de yoktu, servetleri ve işleri çoktan hazırdı. babalarını eski zamanlardan biliyordum. onca imkana rağmen ortalama bir üniversite bile kazanamamış, burslu işletmeyi kıbrıs'ta zor bela bitirdikten sonra da işlerinin başına geçmişlerdi. ekstra çaba göstermezlerse, bütün bu serveti bitirmelerinin ve batırmalarının imkanı yoktu. buna rağmen iflası başaranlar oldu. hepsi birbirine benzeyen şişme yelekli, botokslu ve keskin çeneli kadınlarla evlendiler, aynı arabaları aldılar ve burunlarından kıl aldırmadan, sınanmadan hayatlarına devam ettiler.
bilinçaltım, beni "tamam abi, oğlanı imam hatibe yolluyorsun diye tüm sermayeyi ve özel okul sektörünü karşına almak zorunda değilsin" diye yatıştırmaya çalışıyor ama sakinim. yol bu, yürünecek. başkası yürüyen merdivenle çıkmış olabilir ve ben topkapı garajından beşiktaş'a elimde maket ile iki saatte ancak varmış olabilirim. bu beni daha güçlü mü yaptı, nükleer patlamaya dayanıklı bir hamamböceği gibi mi oldum? cevapların bir önemi yok, kendim için pek bir şey istemiyorum. öyle peşine düşeceğim bir hayalim kalmadı, sait faik'in dediği gibi kendi peşimi bile bıraktım ama oğlum için sonuna kadar mücadeleye devam edeceğim.
yazarak ülkenin gerçeklerinden, bu her taraftan kuşatılmışlık hissinden ancak kaçabiliyordum ama bu balgam gibi ağır akışkan sıvının içinde de fazla uzağa gidemiyorum. her gün nasıl bir ülkede yaşadığımızı tekrardan tecrübe ediyorum, olay ufku benden çok uzakta değil. insanlar yok yere, suçsuz oldukları halde içerde çürütülüyorlar. hepi topu bir hayat varken çok fazla şeyle uğraşıyorlar, çocuklarının büyüdüğünü göremiyor evlerine bir daha dönemiyorlar. iğrenç bir iktidar hırsı, o her şeye hükmeden tek yüzüğün aklı ve sağduyuyu ele geçiren gücü yüzünden, her gün yeni baştan başlıyor tüm bu eziyet. daha iyiye giden hiçbir şey yok, yığınların arasında nefessiz kalıyoruz. ne utanmaları ne de durabilecek iradeleri kaldı, bir sona yaklaşıyoruz artık. geride kalanlar için nasıl bir ülke olacak, hakkı hukuku yenen bunca insan nasıl normale dönecek bilmiyorum.
bir kış vakti rüzgarın uğultusuna karışmak ve tüm bu karmaşadan uzaklaşmak istiyorum artık. komşunun sabaha kadar durmaksızın havlayan köpeğinden, imar işlerinden, çalan telefonlardan, yaz sıcağından, üst yazılardan, koruma kurulundan, çekme mesafelerinden, sığınak yönetmeliğinden, kat üstüne kat çıkmaktan, temel kotundan, kolondan kirişten, proje müelliflerinden, yamuk kafalı müteahhitlerden, kart ekstresinden, kredi borcundan, altı ayda bir değiştirmek zorunda kaldığım şifrelerden ve insanın son on bin yılda başına bela ettiği geri kalan her şeyden...

2 yorum:
Doğal fotoğrafları özlemiştim. Yazının sonunda su, ağaç, deniz görmek hayatın tutunduğum yerine çıkarıyordu. Mies'in ders içerikleri ve müfredatla ilgili gömmeli yazılarının geleceğini düşünüyorum ilerde.
artık yapay zeka destekli görseller koymayacağım, bu yapay zeka çığırtkanı kenafir gözlü deccallerden gına geldi. her şeyi elceğizimle yazıp, fotoğrafları da arşivimden yükleyeceğim artık. kış fotoğraflarına bu sene ayrı bir zaman ayırmak da istiyorum. ders içeriklerine bir şey diyemem, bunu bilerek yolladık. peygamberin hayatı, kuran, arapça, din kültürü falan paket programın içindeydi. dört saat daha az dinle ilgili bir şey görecek diye 500k'dan fazla bir para verecek durum yok. en azından şimdiki sınıf arkadaşları, iki tane seviye sınavından da en iyi dereceleri yapmış çocuklar. bakalım, günler ne getirir.
Yorum Gönder