14 Haziran 2012 Perşembe

none weekend

ağzımı sadece bira içmek ve yemek yemek için açacağım ve tahminimce bunu senede bir kez olma kaydıyla gelenek haline getireceğim none weekend projesi ilk defa dün aklıma geldi. 

evden işe gelmiş, bilgisayarımı açmış ve insanın ensesinden bastıran bir sıcağın gavurluğunda deri koltuğuma da oturmuştum. "sinan sülün'e bir bak, akraban çıkabilir" diyen adlı yorumculardan lou'nun yaktığı fitil, beni harikulade bir öykünün önüne götürüp bıraktı. sanki yeterince sinan sülün okuduktan sonra ona özenmiş bir yeni yetme gibiydim, paralellikler epey fazlaydı. içimden bir ses, kazandığının bir kısmıyla neden düzenli olarak kitap almıyorsun pejmürde diye sordu. haklıydı, yeni bir tab ve kitap satan herhangi bir site. sinan sülün-karahindiba'nın yanına bundan çok önce kulağıma fısıldanan hasan ali toptaş-gölgesizler, jack kerouac - beat kuşağı ile alper canıgüz-oğullar ve rencide ruhlar. dört kitap birden. sahafları dolaşıp kitapları kovalamanın o eski günlerde kalmış heyecanından azade, kredi kartımı çıkarıp rakamları kutucuklara girdim. kitap almanın bilindik mutluluğu, birkaç gündür üzerimde dolaşan ve ana tarafından akrabalarını sövdüğüm kara bulutları savurdu. hafta sonuna yetişebilirler ve konuşmadan geçireceğim harikulade iki güne yarenlik edebilirlerdi. bir hamak, bir ahmak ve dört de kitap. bana uyar, soğuk biralar kucağımda ve içi boş şişeler de hamağımın hemen kenarında.

kuzenin mezuniyeti için eskişehir'e gidecek olan anne babadan arta kalan geniş düzlüklerde zihnimdeki atları koşturabilir, sonra da yıldızları izlemeye gidebilirim. bu aralar erkenden uyandığımdan güneşin denizin üzerinden yükselmesine de tanık olabilirim. iki uzun gün, bir yerlerde içip içip kitap okuyacağım kesin fakat yer konusuna karar vermedim. kaş festivali yeterince can sıkıcı olacaktır gürültüsüyle, meis'ten de kaş'a şimdilik yüzemeyeceğime göre başka bir yer bulmalıyım. arabanın anahtarını bıraksalar bile henüz bir kamyonu sollayacak deliyürekliğe erişemedim. hani yarısında vazgeçersem sollamaktan geri dönüşü de olmaz. araba sürmenin bu kadar sıkıcı olacağını tahmin etmemiştim, sürekli ya vitesle uğraşıyorsun ya da her an canına kast edecek başka araçları kontrol etmeye çalışıyorsun. zıkkımın dibi, okumayı öğrendiğimden beri arabada kitap okur ve ara sıra kafamı kaldırıp sağı solu izlerim. motor devir göstergesinin vites arttır diye yalvarmasını hiç umursamam. hem arabayla sağa sola gidersem, gittiğim yerlerde içemem. artık tuborg satan resmi pansiyonumda, bir portakal ağacının altına yılan gibi çöreklenmek ve susarak içmek en güzel seçenek gibi. willy denilen kıvırcık şeytanı çağırdım fakat gelmedi, çok sıcak olurmuş. gerçekten haklı, bu sıcakta hem kendine hem de bana eziyet ederdi. iki gün boyunca sesimi duymamak ve başka seslerden arınmak iyi olacak, konuşursa da freddie mercury konuşsun, gilmour gitarını çalsın. gücünü resmiyetten alan deli saçması evraklar çekmecemde kalsın, insanın hayal gücü de kelimelere dökülsün önümden geçsin. ne yapabilirim yani? tüm kainatı değiştirmeye çalışacağıma, hamağımda sallanır ve zamanda yolculuk yaparken hafiften kafayı bulurum daha iyi. hem kendi başıma da gayet güzel geçinebiliyorum. 

masaya iki bira söylüyor, ikisini de ben içiyorum.


2 yorum:

Nur dedi ki...

Ben de yeni 4 adet kitap aldim gelmelerini bekliyorum. kitapzen.com u tavsiye edebilirim. hasan ali topbas da harika bir secim.

lou dedi ki...

:)
kitabın son cümlesi
"öyle bir yere gelmiştim ki yazmaktan başka çarem kalmamıştı."
çok bi mies'tı.