23 Temmuz 2026 Perşembe

cennetin güneyi

İsa Bey, iki yıllık ayrılıktan sonra bir sabah yakasına çiçeğini iliştirdi ve sultanını beklemeye başladı. vakit sonunda gelmişti. çiçek, yaşayan hiçbir insanın görmediği kadar güzel ve renkliydi. koparılmış gibi değildi, sanki yakada yetişen endemik bir türdü. serin bir esintiyle hafiften yaprakları sallanıyor ve renkleri her seferinde değişiyordu. 

yabani otların dibinden akan su, güneşe ihtiyaç duymadan parlıyor ve otlarla birlikte bir patika oluşturuyordu. içinde yeşeren heyecanıyla, acele etmeden ama yavaş da davranmadan, yalın ayaklarıyla yürümeye başladı. adımları canını acıtmıyordu artık, yerçekiminin ıstırabından kurtulmuştu. önceden bisikletiyle giderdi her yere ama artık sadece süzülür gibi yürüyordu. akşam üstünün pembe turuncu ışıklarında arkadaşlarıyla görüşüyor ve her geçen gün daha da kalabalık olmalarına şaşırıyordu. yaşıtlarından geride kimse kalmamıştı, semt pazarının arkasındaki kahvede gazozuna kağıt oynadığı kim varsa çoktan gelmişti. günlerin adı yoktu, zamanı ölçen bir saat de. saatin asılı olduğu duvar, duvarların üstünde bir tavan da kalmamıştı. sadece biliyorlardı. herkes, neyin ne olduğunu ve nerede olduklarını en derinlerinde hissediyordu. 

patikanın sonuna, ışığın iyice yoğunlaştığı yere vardı. yakasındaki çiçeği düzeltti ve tam 70 yıl boyunca sultanım dediği kadını bekledi. Naime Hanım, tam zamanında, bir temmuz sabahında kocasının yanına geldi. sekiz çocuğun sekizi de onları uğurlamaya gelmiş, torunlarını da getirmişlerdi. elleriyle inşa ettikleri evin avlusunu insanlar doldurmuş, dualarını etmiş ve güzel anılarını paylaşmışlardı. evin, avlunun ve duvar üzerine dizilmiş saksıların her birinde onların izi vardı. gözümü kapatsam onları yine orada, turunç ağacının altında, tulumbanın yanında, yeşil kapının önünde görüyordum. 

bu sefer rengi olmayan bir kapının önünde kavuştular, dedem "hoşgeldin sultanım, yüzünü gören cennetlik" dedi. nenem ise, yine ciddi bir ses tonuyla kocasını şımarmaması konusunda uyardı. aynı patikadan birlikte yürüdüler, eski dostları onları yol boyunca selamladı, çok uzun zaman önce kaybettikleri anneleri ve babalarını, sesini duymayıp yüzünü görmedikleri atalarının izlerini gördüler. her adımları hafifti ve pembe turuncu bir akşam üstü sanki hiç bitmeyecekmiş gibi önlerinde uzanıyordu...

hoşçakal nene, hoşçakal Naime Sultan...




Hiç yorum yok: