3 Ağustos 2011 Çarşamba

watch her disappear

çamaşır suyu kokan ellerimle bir tom waits şarkısı yorumlayacak değilim, bir çarşamba sabahı neden çamaşır suyu ve tom waits? sana verebileceğim net bir cevabım yok. tezgah biraz kirli geldi gözüme, lekeler vardı ve evden çıkarken beni çileden çıkaran birkaç şeyden birisi ortalığın dağınık ve tezgahın lekeli olmasıdır. çam kokulu domestos ile giriştim tezgaha, önce kaynar su ve biraz yüzey temizleyici döktüm. lekeden eser kalmamalıydı, önce hijyen sonra edebiyattı hayatımda. önce napoliten soslu makarna sonra cümleler, hellimli salatadan sonra iş. ışıldayan tezgahı ardımda bırakıp evden çıktım. geçen hafta sonu eve gitmemek, temiz çamaşır stoğumu dibe vurdurmuştu. havalar sıcak ve nemli, geceler durgun ve terliydi. bir giydiğimi bir daha giymemek, sabah dolabın karşısında "giyecek hiçbir şeyim yok" diye dudak büken düz saçlı bankacı kadınlara dönüştürmüştü. renk kombinasyonu ve giysilerin birbiriyle uyumunu uzun zaman önce bırakmıştım fakat tencerenin dibindeki birkaç pirinç tanesi gibi gözüken dolabım yine de idare edemedi. ya çamaşır makinesi ya klima ya da tost makinesi almalıydım. 

ağır kapaklı, dökme demirden bir tost makinesinin diğerlerinden daha önemli olduğunu düşünürken işime varmak üzereydim. işte sıcak bir gün daha, yanan asfaltlar ve kapanmış okul. öğrenciler eylülde geri döndüklerinde, ortalığı yine cehenneme çevireceklerdi. ah o uzun yaz tatilleri, herkesin değiştiği ve bunu belli etmekten çekindiği mübarek üç ay. ebru'yu göreceğim diye kıpırdayan yüreğim, yeni önlük ve ayakkabılarla çektiğim ilk şutun büyük günahı. kitap ve defter listesi, her zaman sevdiğim kırtasiye malzemeleri. üç ortalı harita metod, iki ortalı çizgili. kompozisyon yazıp bunu sınıfta okuduğum, öğretmenimden övgü aldığım mavi önlüklü, beyaz yakalı masumiyet yılları. masumiyet dediğin de, insanın yeterince büyüdükten sonra geçmişe yönelik halusinasyonundan fazlası değil; çocuklar acımasızdır oysa. ebru'yla konuşan başka bir çocuğun kafasına kapıya çarpma isteğim; son bir senede içime çöreklenen zamansız bir intikam değil, masumiyet dediğim yıllarda hayatıma yön veren yegane duygu. 

şimdi yeterince büyüdüğüm için geçmişe doğru sayıklayabilirim, tom waits bir kez daha başa sarar. ebru'nun yüzü yavaşça silinir beynimin kıvrımlarından. kısık sesini hatırlarım, ellerim çamaşır suyu kokar. 


2 yorum:

Uçan Payanda dedi ki...

Ellerimde kalan çamaşır suyu kokusunu hastalıklılar gibi koklarken bu yazıyı okumak ilginçti...

mies dedi ki...

sabahtan beri geçmiyor, sanırım bağımlısı oldum. zaten bir tane sağlıklı bir şeyi sevsem sonsuza kadar yaşayacağım.