23 Eylül 2010 Perşembe

eskisinden bile güzel: olimpos

- olimpos eskisi gibi değil abi!
- ne diyorsun, eskisinden bile daha güzel. 

olimpos'a yaklaşık yirmi senedir düzenli olarak gidiyorum, yaşım yirmi yedi. bu bir tatil kültürü, çocukluktan bohem hayata entegrasyon, şehirden kaçışın her sene tekrarlanan müsameresi değil. evimiz olimpos'a yaklaşık yarım saat uzaklıkta olduğundan, olimpos'a büyük anlamlar yüklemeden sadece denize girmek için gittik yıllar boyu. bazen hasır bazen de içinde kızartma olan tencere taşıdım. bazen o kahrolası şemsiye bana denk geldi, bazen de piknik sepeti. insanlar, dünya'nın öteki ucundan bir sırt çantasıyla gelirken, biz osmanlı ordusu gibin topla tüfekle yerleştik ve akşamında da geri toplandık. başkaları, sevgililerin dudaklarına uzanıp güzel bi öpücük alırken; ben de o sırada tencereye uzanıyordum. plaj havlusunu serenlerin hemen sağ çaprazında, aniden canlanan dev hasırla boğuştuğum korkunç zamanlar oldu. olimpos, olmadık anlamlar yükleyebileceğim kadar gizemli olamadı benim için. zaten antik kent girişindeki adamdan, hemen soldaki bakkala, otoparkçıdan, sahildeki görevliye kadar hepsi tanıdık olduğundan, yeni bir yerleri keşfetmenin mutluluğu yerini "naber hasan abi?",   "babamlar gelmedi bahri abi" ye bırakmıştı. kaçacak delik arıyordum çoğu zaman, ortaçağ kalesi'nde bile tanıdık görüyordum ve bahsedilmesi gereken tamamen önemsiz, çoğunlukla zararsız şeylerden bahsediyorduk. aileyle gitmek, mitolojik anlamı ve yalnızlığın getirdiklerini sıfırlıyor ve senden geriye sadece basit bir eşya taşıyıcı kalıyor.



zaman geçip büyüdükçe, okumak için şehir dışına çıktıkça, bir şeyleri yalnız yapabildikçe olimpos yavaştan anlamını kazanmaya başladı benim için. dört gün önce, pek tatlı sevgilimle olimpos'a gitmeye karar verdik. plaj havlusu, birkaç giysi, kitap ve fotoğraf makinesi yeterliydi. tencereler mutfakta kalsa da olurdu, hasır ülkesinden bir elçiye de gerek yoktu. çocukken gördüğüm gençler gibi gözüküyorduk, eskiden imrendiğim insanlara dönüşmüştük. pansiyona yerleştikten sonra deniz kenarına indik, saat epey geçmişti. kentin girişinde, kola dolabında kırmızı tuborg satan şık bir market vardı; oradan yüklendik mühimmatı. hava temmuz ya da ağustostaki kadar sıcak değildi, biralarımız hemen ılımadı. dolmak üzere bir ay, hemen koyun sağ tarafından, ortaçağ kalesi'nin biraz yukarısından yükselirken, kırmızı'nın o anlatılmaz tadını damağımızda hissediyorduk. fazla kişi yoktu, olanlar da flaşla fotoğraf çeken bir grup gerizekalıdan başkası değildi. eskiden olimpos gecesini hiç göremezdim, hava kararınca eve dönerdik; insanlar, sevgilileriyle olimpos'ta kalmaya devam ederken; ben, eğer günlerden lanet pazarsa, oturup ödev yapardım, ütü kokusunu burnuma çekerdim. olimposun en güzel olduğu eylül-ekim ve nisan-mayıs'ta okula giderdim.



dört gün önce başlayıp dün biten kısa ve güzel tatilim, başka insanların adına öyküler yazdığı olimpos'u zaman geçtikçe daha çok sevmeme neden oldu. bayramda trafiğin tıkandığı, orange disco'nun dev spotlarla dağları aydınlatmak gibi beyinsiz bir ısrarı devam ettirdiği, yerli turistin ortalığı tam anlamıyla terörize ettiği bir yönü de yok değil ama doğru zamanda gittikten sonra, o serin sabahların ve akşam üstü esintilerinin, mozaikli yapının devamındaki sessiz su kenarının tadını da başka hiçbir şey vermiyor.

olimpos, eskisinden bile güzel; en azından sevgilim, uzanıp da öpebileceğim kadar yakınımda olurken, mutsuz bir ifadeyle hasır taşıyan 11 yaşındaki halimin yanımızdan taşları tekmeleyerek geçişini izlemek beni gülümsetiyor.

4 yorum:

turkuaz dedi ki...

Sayende bu yaz Olimpos’a gitmiş ve yine sayende şaraptan tekrar kırmızıya geçmiş biri olarak; yeni yerler görmek bu hayattaki en güzel şeylerden. Olimpos’ta şunu gördüm: hayattaki en değerli şey güzel şeylere sebep olan insanlarmış.

mies dedi ki...

olimpos'a gitmenin mevsimi artık sonbahar oldu, kırmızı içmek de yazdan ziyade havaların biraz serinlediği günlere yakışıyor. yeni yerler görmek güzel ama aynı yerlere farklı yaşlarla gitmek de o derece güzel. her seferinde başka bir açı buluyor insan, hayata bakış açısı değiştiğinden olimpos'tan aldığı tat da değişiyor. bence, bir kere daha gidin ekimde. bir hafta sonu olabilir:)

turkuaz dedi ki...

teşekkürler.tavsiyeni dikkate alıyorum.şartlarımı zorlıyacam.evet biralar hemen ılımamalı...

Metzelder dedi ki...

sözlükte o kadar olimposlu entry girince ben de kız arkadaşımla gittim bu sene, 5 gün 5 gece, ve entrylerine hak verdim:) üniversite eylül-ekim keyfimi elimden alsa da bir dahaki yaz için sabırsızlanıyorum... (bi de antik kent girişine jandarma koymasalar da gece de girebilsek keşke)