16 Eylül 2010 Perşembe

every adidas has a story #1




sabahın altısında mıntıka alanındayım, yaprakla kaplı iki yüz metrelik bir yol. günde bir saat o yoldaki yaprakları temizliyoruz, ertesi gün yeniden yapraklar doluyor. biraz rüzgar esse, bir sonraki günün yaprakları önce aklıma düşüyor. toplamakla bitmeyen yapraklar yüzünden günlük fırça yiyoruz "burası komutanlık yolu, temizlenecek" diye. bunu diyen 86'lı gerizekalı bir astsubay orduya girebilmek için beynini çukura gömmüş, o suratını kürekle dağıtmak ve kırılan elmacık kemikleri sonrası yeni imajını hayal etmek, sabah mıntıkasının en güzel anları. hava soğuk, ellerim çatlak. yapraklar süpürgeyle bile toplanmıyor, bir gece öncesinden yağan yağmur onları asfalta kazımış resmen. ayaklarıma bakıyorum, sivilden getirdiğim ve geçen eylül'de aldığım süperstarlar var sadece. bir zamanlar dışarıda olduğumun bir çift kanıtı. babamla motorun üzerinde yollarda oluşumun tek şahidi. ordunun verdikleri ayağıma çok küçük geldiğinden süperstarlarımla dolaşmak ve onlarla konuşmak hoşuma gidiyor. bitecek ulan diyorum, bu siktiğimin yolu  ve onun bitmeyen yaprakları bir gün başkasının sorunu olacak. asfalta yapışmış çamur gibi yapraklar yüzünden çarşıya başkası çıkamayacak, ben o zaman yeniden dışarıda olacağım, olacağız. belki patara sahilinin sonsuz kumsalında, belki yeniden motorun üzerinde. bitirip de gidemeyen mi var deyip yapraklara doğru yeniden eğiliyorum.

mıntıka bitiyor, sabah koşusu başlıyor. üç gidiş üç geliş, toplamda altı kilometre. ayağımda süperstarlara bakıyorum, tabanı çamur ama hala taş gibi gözüküyor. koşu bitiyor, kimse çalmasın diye sivil eşya deposundaki bavuluma kaldırıyorum. sivilden yanıma kalan sadece bunlar, biraz da hatıra var. bölükler arası basketbol turnuvasına katılıyorum, soldan içeri penetre edip havada süzülürken, bağcıklarını iyice sıktığım süperstar bana güven veriyor. tasarımı o kadar güzel ki, bileğim bir kere bile burkulmuyor. o kadar sağlam ki, bir kere bile kaymıyorum mermer zeminde. her sabahım onunla başlıyor, akşamım onunla devam ediyor. mayısta, nizamiyeyi son kez arkamda bırakıp bir daha o kapıdan girmem gerekmediğinde, ayağımda belki biraz daha eskimiş ayakkabılarımın olduğunu düşlüyorum. havaalanına giden yol, bekleme salonu, uçağın kapısından geçip kışlayı gören pencere kenarına otururken ayağımda adidas'larım olacak. doğan güneşe bakarak giydiğim ayakkabılarımı, eve vardığımda çıkaracağım. 

kışlada zaman geçerken, günler uzuyor. sivilden getirdiğim bir çift ayakkabı, beni mayısa ulaştırıyor. mayısın ortasında bir gün, çantamı alıp çıkıyorum nizamiyeden. ayaklarıma bakıyorum yine, hiç olmadıkları kadar özgürler. ofis caddesinde yürüyorum, dağkapı'ya gidip kahvaltı ediyorum. ellerim titriyor biraz, daha önce kıyısına bile yaklaşmadığım özgürlük hissi beni epey sallıyor. ayakkabılarım beni havaalanına götürüyor, yollardaki yaprakları çöpleri toplamak istiyorum. bitti ulan diyorum sonunda, artık hiçbir şey yok.


eve geliyorum, her şey aylar öncesinden hayalini kurduğum gibi. süperstarlarım kirlenmiş, kokuyor, önündeki dikişleri biraz açılmış ve solmuş ama altın ayakkabı almış zidane'dan daha mutluyum. ayakkabılığın baş köşesine bırakıyorum dünyanın birbirine en yakışan çiftini. beni buraya kadar getirdikleri için müteşekkirim, ne zaman yola çıksam yanımda onları da götüreceğimi biliyorum.


7 yorum:

yerli muhacir dedi ki...

yorumların renkleri de olmamış moruk. oraya da bir el at istersen. yorumlar okunmuyor.

mies dedi ki...

yorumların renklerinin nereden değiştiğini bulamadım, o kadar gerizekalı detaylar var ki, hangi renk nereye geliyor anlamak için hepsini denemek lazım. pop up şeklinde gerçi ben de yorumlar, okuyabiliyorum bi nebze

yerli muhacir dedi ki...

yorumları tıkladığında evet pop-up şeklinde açılıyor fakat yazı başlığını tıklarsan yani sayfada tek yazı varken en alta yorumlara inersen göreceksin. gri-lila arası bir arkaplanda hardal sarısı gibin, kahverengi gibin yorumlar göreceksin. belki de göremeyeceksin zira okunmuyor ehe

mies dedi ki...

evet iğrenç gözüktüğünün hatta gözükemediğinin de farkındayım fakat değiştiremiyorum. sanırım, beyaz fon üzerine siyah yazılar çok daha iyi olacak. siteyi komple bakıma almak lazım, aslında testler bitmeden yayına çıkmamak lazımdı bi hata ettik.

yerli muhacir dedi ki...

blog böyle test edilir zaten. pro site yapmıyoruz ki burada test edelim, fizibilite falan yapalım. böyle böyle mükemmele ulaşıyosun. hayata çok benziyor lan.

mies dedi ki...

bu son hali nasıl, okunduğuna pişman etmiyor değil mi adamı? bir tek fotoların siyah fonda olması mümkün olmadı, o da olsun. hayat gibi, yarım yamalak.

yerli muhacir dedi ki...

olmuş olmuş. ellerine sağlık. zamanla fotoğrafları 3 boyutlu bile yaparsın heh heh