5 Eylül 2011 Pazartesi

c'est la vie

hayat böyledir manasına gelen bu lafı çok sever ve eğer yeterince çileden çıkarsam bunun üzerine bir felsefe bile inşaa edebilirim. her şeyi olduğu gibi kabul etme yanlısı olduğum bir gerçek, bunun temelinde bir şeyleri değiştirmek için yeterince gücümün olmaması vardır belki, bundan da emin değilim.

ne anlatıyorsun da neyden emin değilsin?

alain de botton tam olarak böyle yazıyor, bir sürü yargısı var fakat tam emin değil. yani biraz üstüne gidip, "ona öyle demezler kel panda" diye kıstırsan bu modern zaman filozofonu, hüsyelerini bursan, biraz önce söylediklerinin tam tersini savunacaktır. mutluluğun mimarisi'ni demlenerek okumama rağmen hala net bir fikre ulaşabilmiş değilim. belki de botton'un amacı da tam olarak buydu, insana doğru veya yanlışı zerk etmekten ziyade, bir yol açmak, arkadan ittirmek ve ilk taşı atmak. eğer öyleyse özür dilerim alain ben yanlış yaptım, verdiğim 18 lira helal olsun. 6'lı gold alıp da bir saatte çarçur edeceğime, beynimin uzun zamandır kullanılmayan kıvrımlarını çalıştırdım sayende. ideal yapı, insanların kendilerinde olmayana duyduğu ilgi ve inşaa'nın uzun serüveni. süsten nefret eden le corbusier'in yaptığı ve herhangi bir mimarlık kitabında ölesiye övülen villa savoye'un pratikte başarısız efsanesi. ikinci dünya savaşı çıkmasa, evin sahibi corbi'yi mahkemeye verecekmiş "bu nasıl ev amk, her taraf su alıyor" diye.

bu nasıl yazı peki, verdiğin onca aradan sonra böyle mi dönecektin yeteneksiz kıpti?

dokuz günlük uzun bir tatilden sonra ofise geldim, bilgisayarımın açılmasını beklerken kahvemi hazırladım,bir daha hiç geri dönmeyeceğimi sandığım için iyice topladığım masayı dağıttım, eskiz kağıtlarını "sanki çalışıyormuş ve bundan delicesine memnunmuş gibi" tekrar masaya yaydım ve baktım; beşiktaş sahilinde içip üsküdar'a bakarmış gibi, bostanlı'nın çimlerinde uzanıp kordon'a yabancı gözlerle bakarmış gibi baktım. butonlara, klasörlere ve dokuz gün öncesinden kalıp zerre değişmeyen her şeye bir kez daha baktım. hayat, geri dönmekten ibaretti at kuyruklum; zamanda ileriye gittiğin yanılgısıyla yine aynı noktanın üzerinde durduğunu fark etmekten fazlası değildi yaban mersinim. 

dakikalar geçtikçe herkes bunu kabullendi, hakedişlerin sevimsiz rakamları kulağımdan içeriye aktı, telefon dokuz günlük ayrılığın acısını çıkartırcasına feryat etti. bir iskelenin üzerinden denize süzüldüğüm birkaç saniye dışında hemen hiçbir şey aklımda kalmadı.



1 yorum:

4numara dedi ki...

ortadan ayrılmış saç yivi ve diğerleri...