7 Eylül 2011 Çarşamba

duble karışık

çift kişilik yatağımda çapraz uyanıp saate baktığımda, mesainin başlamasının üzerinden yaklaşık yarım saat geçmişti. başucumdaki suyu kafaya diktim, yatakta hafif doğruldum, boyutsuz şatonun duvarlarına baktım ve hatırlamaya çalıştım. paçacıyla sonlanan ve iyi içtiğimiz bir gece daha olmuştu, sırf bir kez daha paçacı anlamını bulsun diye bu akşam bile içebilirdim. özellikle kaşarlı pide ekmeği şahaneydi, bana didim'de çalışırken barı kapattıktan sonra gittiğimiz çorbacıyı hatırlattı. bedava diye güzel içerdik, güzel içtiğimiz için acıkır ve kaşarlı pide ekmeğe yüklenirdik gecenin yarısı. bazen rıfat'a tost yemeye gider, sonra da gün ağarıncaya kadar terasta içerdik. aşk yok derdi iş arkadaşım, ben ise var olduğunu düşünürdüm. bir yerlerde olmalıydı, doğru insan ya da doğru zaman; günün birinde denk getirmeliydim.

kafamı soğuk suyun altına soktum, dişlerimi fırçaladım ve üzerinde "face with your fears" yazan tişörtümü üzerime geçirip evin anahtarını aramaya başladım. kapının üstünde bırakmışım, kendimle bir kez daha gurur duyup dereceye girmiş parlak dişli genç kızlar gibi gülümsedim ve evden çıktım. gayet de geç kalmıştım fakat patron da sürekli geç geldiğinden bunun bir önemi yoktu. geçerli sebeplerim vardı, gecenin 3'ünde taksiye para vermek yerine yürümüş ve bir bira daha almıştım. müziğim yanımdaydı, yolların kimsesizliğini trafik ışıkları yer yer aydınlatıyordu.

şişmiş gözler ile ofise girdim, bilgisayarımı açıp çay koymaya mutfağa gittim. her şey dün olduğu gibiydi, çay hazırdı ve su istikrarla kaynıyordu. hava günlük güneşlikti, yaprak kımıldamıyordu ve adamın birisi bir yerlerde duble karışık tost istiyordu.




Hiç yorum yok: